Seyir Defterim ve Websitem Yenilendi !
uzun zamandır plandığım website ve seyir defterimi yenileme planını nihayet gerçekleştirdim. Artık yepyeni bir tasarımla karşınızdayım.
emrahyumuk.com anasayfamda daha çok bana ulaşabileceğiniz facebook, twitter gibi iletişim araçları bulunuyor. Hakkımda bilgi alabileceğiniz sade bir tasarım, CV havasında bir bilgi kartı…Eski websiteme, sitedeki elektrik-elektronik ve bilgisayar dersleri, programlar vs. şurdan ulaşabilirsiniz.
Seyir Defterim‘de yenilikler sadece tasarımla kalmıyor. Şık ve sade bir tasarımın yanında “Filmler” bölümü de ekledim. Seyrettiğim filmleri burada bulabileceksiniz. Bu sayfada filmin yıldız şeklinde 10 üzerinden puanı, ufak bir yorum ve filmin ayrıntılarına ulaşabileceğiniz imdb veya beyazperde linki yer alacak. Üstüne tıkladığınızda bu linke gideceksiniz. Bir de kendi yazmış olduğum yazılarım “Yazılarım” kategorisinde topluyordum. Artık yazılarımı sol üstten direkt ulaşabilirsiniz.
Anayasa Değişikliği ve Referandum
12 Eylül’de referanduma gidiyoruz ama parti liderleri niçin referanduma gittiğimizi ya unutmuş ya da unutturmak istiyorlar. Halk mı? Halk zaten çoktan unuttu. Mitinglerde liderlerin ağzından anayasa diye bir kelime çıkmıyor ne hikmetse. Biz şöyleyiz biz böyleyiz onlar böyle… evet mi? eveeet, hayır mı? hayıııır. Oyun oynamasını bilmeyen küçük mızıkçı çocuklar gibi ülkemizin liderleri. Onlardan pek bir şey olmayacak, umudumuzu kestik ama ya halk… Sizce halk oyundan ve mızıkçılardan yorulmuş uyuyor mu mışıl mışıl?
Dağ evinde bir yalnızlık şarkısı
Hiç tanımadığın birinden cevap beklerken yakalamak kendini… Yalnızlığın en acımasız hali bir gece vakti esir alır. Acıtır en derinden. Kim olduğunun ne olduğunun önemi yok. Yanımda ol yeter. Sessiz bir ölüm gibidir gece ve yalnızlık. Biri çöker diğeri can alır. Bir cesetten fazlasını bulamazsın yalnız olanda.
Hiç tanımadım seni. Alt üstü birkaç mesaj mı beni sana bağlayan. Bu kadar muhtaç olur mu insan kalabalığa. Bir kişilik kalabalıklar bir kişinin yalnızlığını alır gider ya işte öyle bir şey senden gelecek cevap da. Bir fotoğraf yalnızlığı olsa gerek bunun adı. Bakarken özlemek yoksun diye hiç tanımadan da olsa.
Ve askerlik de bitti… Sıradaki gelsin…
12 ay asteğmen olarak yaptığım askerliğimi 27 Temmuz itibariyle bitirmiş bulunuyorum. Askerde başımdan geçenleri özet olarak “Çok uzun bir aradan sonra…” adlı yazımda anlatmıştım. Şu an askerliği unutma devresinde bulunduğum için askerlik namına bir şeyler anlatmayacağım.
Seyir defterimle ilgili birkaç kişiden “ne oldu yazmıyorsun?” ve “yazılarını beğenerek takip ediyorum” gibi yazmamı tetikleyici cümleler duyunca kaldığım yerden devam edip artık daha fazla yazasım geldi. Meğer yazılarımı okuyanlar varmış. Bunu duymak sevindirici… Ben de yazmaya devam ediyorum işte…
Çok çok uzun bir aradan sonra…
Çok ama çoook uzun bir aradan sonra tekrar seyir defterime bir şeyler yazıyor olmak ne güzel ! Neler geldi bu seyir defterimin başına sormayın. Hepsini anlatacağım birazdan…
En son yazımı 19 Temmuz 2009′da yazmışım. Tarihin buğulu sayfalarına gömülmüş
biraz daha yazmasam 1 seneyi bulacak. Ama yettim gari… Geldim taa nerelerden. Çok yol katettim bu arada…
Şimdi bi özet geçiyorum 19 Temmuz’dan itibaren benim ve seyir defterimin başına gelenleri…
Bir Vidalının Hikayesi
İtirafname – Son Mektup
Ne kadar zaman geçti farkında değildi. Bildiği artık zaman epey geçti. Her gün birbirinin aynısı gibi giderken nihayet uzun bir zaman sonra itiraf ediyordu. Onlarca gönderilmeyen son mektuptan sadece biriydi bu. Ama en sonunda aynaya baktı ve itiraf etti. İtiraf ediyordu, yıllar önce “Seni seviyorum” diye başlayan paragraflarda artık “İtiraf ediyorum” cümlesi yerini alıyordu. Ve başladı o gönderilmeyecek son itiraf mektubunu yazmaya…
Karanlığın İçine Bir Tutam Aydınlık…
Kapana sıkışmış bir fare gibi nefes almak bile zor geliyor artık. Acıyor kapana sıkışan yerleri insanın. Ve özgürlük de her şey gibi tüketilirken en çok da gelecek yoruyor insanı. Umudu olduğu halde korkuyor, korktuğu halde yine de cesur, cesur olduğu halde sığınacak bir liman arıyor kendine. Anlamsızlık bir kafadan diğerine ulaşırken oyun oluveriyor. Oturup kendilerine baksalar gülecekleri halde, hala ciddi ciddi yaşıyorlar. Ve yaşamak da anlamsızlaşıyor, işte yolun sonu. Egolarını tatmin etmiş bir hayvanın yapabileceği en güzel şey eceliyle ölmektir. Eğer elimi senin için kana bularsam biliyorum kahraman olacaksın. Kahramanlık ise eskisi gibi imkansızı gerçekleştirene değil, gerçekleri imkansızlaştırana verilen bir ünvan.
Soruyor ya kendine bazen “Nereye böyle?”. Cevabı koskoca bir boşluk ve o boşluktan aşağıya salıveriyor kendini. Sen hiç gözlerimin en içine bakabildin mi ki beni tanıdığını zannediyorsun. Biliyorum baktığını ve iki adet boşluk gördüğünü iddia edeceksin. Anlamsız iki adet boşluk… Ve sana elveda derken bir gün çok şaşıracağını söylemek isteyeceğim ama söylemeyeceğim. Ve o gün geldiğinde beni tanımadığının hala farkına varmayacaksın. Ama şaşkınlığın, kanıtı olacak yanıldığının.
1 Mart – üçüncü başlangıç
ilk başlangıcı Ocak ayında seyir defterimle bu blog macerasına girerek yapmıştım. ikinci başlangıç 1 Eylül 2008′de çok farklı bir tasarım ve anlayışla geldi. ve şimdi de üçüncü başlangıç 1 Mart 2009′da geliyor. yine değişim başlıyor. Bu değişimlere alışacağız artık.
aslında yeni yıl yeni bir başlangıç deyip en azından şu yazılarımı sıklaştırmayı düşünüyordum ama işler pek de istediğim gibi gitmedi. 1 sene önce başladığım blog maceramda yazılarımın seyrekliğinden dolayı eleştirildim hep. Hala daha sıklaştıramadım. ama olacak siz merak etmeyin.
Tam “bitti…” derken
Bazen her şey nasıl da bitiyor oysa hiç bitmeyecek gibi dururken. Zamansa kendi halinde gibi görünen acımasız bir dost gibi. Yaralarımıza merhem olacakmış güya. Düşünsene seni kaç kişi bekledi bunca zamandır. Sen bittiği için sevindiğini zannederken aslında ne kadar üzülüyordun. Ve uzun zaman sonra göründüğünde bir anda mutlu olan birileri vardı elbet bittiğine çok sevinen.
İlk paragraftan bir şey anlamadığını biliyorum. Suya yazılan bir yazı gibi işte birazdan aklından silinip gidecek zaten. Bunu okuyor olman dahi beni ne kadar şaşırtıyor bir bilsen. Oysa hiç gelmeyeceksin zannetmiştim bu sayfaya. Ama artık gülümseyebilirsin acılarına veya acılarıma. Belki de acıya gülmek anlatmaya çalıştığım biraz da.






